Dünya basınının âdetidir: Her sene en az bir defa, “İranlılar sokağa döküldüler... Molla rejimi bu defa yolcu...” gibisinden başlıklar verirler, bu haberler birkaç gün devam eder ama İran’da sokaklar sakinleşir ve herşey eskisi gibi devam eder, gider.
Avrupa ve Amerika basınında ve TV’lerde günlerdir yine bu haberleri okuyup seyrediyoruz.
Batı basını bu yola girer de Türk basını peşlerine takılmadan durur mu? Gazetelerimiz, TV’lerimizin haber bültenleri ve internetteki haber siteleri günlerdir “Molla gidiyor!...” yaygarası yapıp duruyorlar.
Yerli ve yabancı basının âdetidir: İran’da küçük çaplı, hatta siyasî olmayan bir karışıklık bile çıksa, birkaç kişi bambaşka bir sebepten, meselâ para yüzünden birbirine girse ve bu küçük çaplı didişmelerin görüntüleri de varsa âlâ ki ne âlâ! “Molla yolcuuu!..” manşetleri hazırdır.
İran’da son birkaç günden buyana hakikaten birşeyler oluyor ama sebep rejime muhalefet değil, çekilen maddî sıkıntılar ve ambargo yüzünden yaşanan açlık... Olup bitenler yukarıda sözünü ettiğim pek küçük çaplı hadiselerden sayılmazlar ama rejimi gönderebilecek boyutta da hiç değiller. Hele geçmişteki protestolar ile mukayese edildiklerinde, özellikle de Şah’ın gitmesi ile neticelenen 1979’daki başkaldırı ile karşılaştırıldıklarında öyle büyük gösteri bile sayılmazlar.
Bir sosyal hareketin rejime son verecek devrim halini alması için, kitleleri sürükleyecek bir liderin mevcudiyeti şarttır. İran’da 1953 olaylarının, 1963’ün 5 Haziran’ındaki “15 Hordad Ayaklanması”nın ve 1979’da gelen İslâm Devrimi’nin liderleri bellidir: Musaddık ile Humeynî...
ŞAH’IN HİÇBİR İŞE YARAMAYAN OĞLU...
Ama, İran’da bugün yaşanan ve “başkaldırı” olduğu söylenen olaylarda lider mevcut değildir. Ülkenin son Şah’ının oğlu olan ama kırk küsur senedir pek ortalarda gözükmeyen Rıza Pehlevi’nin liderlik karizması olmaması bir yana, yakınlarının söylediklerine bakılırsa kitleleri az da olsa sürükleme yeteneğine hiç sahip değildir. Son olayların ardından mal bulmuş magribî gibi ortaya çıkmış, dağınık gösterilerin rejime son verecek hareketler hâlini alması için elinden geleni yapmış ve tamamen Amerikan politikasının destekçisi olmuştur ama bütün bu çabaları boştur, zira İranlılardan destek görmemektedir.
Rıza Pehlevî’nin nafile çabaları bir yana, İran’da İslam Cumhuriyeti’nin yerine Şah rejiminin gelmesi bundan böyle zaten mümkün değildir. Zira, toplumun arzuları artık farklıdır ve halkın beklentileri 1970’li senelerdeki isteklerden çok farklıdır. Öncelik ekonomik sıkıntıların son bulması ve kısmen de olsa özgürlük talepleridir, rejimin değişmesi arzusu ise ikinci plâna geçmiştir.
Sık sık karışan ama hiçbir sonuç vermeyen sokak hareketlerinin yaşandığı İran bundan yedi sene önce de karışmış ve Amerikan Başkanı Donald Trump bütün İranlılar’ı rejime başkaldırmaya çağırmıştı ama netice ne oldu? Hiç!.. Trump’ın çağrısı rejime muhalif olan fakat aklı başında ve şuur sahibi İranlılar arasında ters tepti, kendi içlerinde hesaplaşmayı dış desteğe tercih ettiler ve sokak hareketleri söndü, gitti...
Seneler önce de yazmıştım: Mevcut rejimin geleceğinin ve değişme zamanının geldiğinin işareti, Tahran’ın “Bazar” denen Kapalıçarşı’sındaki dükkânların kepenklerini indirmeleridir. “Bazârî”ler, yani çarşı esnafı kepenklerini indirdiği an, yeni bir rejim gelmek üzere demektir ama Tahran Çarşısı’nda şu anda tek tük dükkân kapatılması sokak hareketlerine geniş çaplı destek mânâsına gelmez.
Günümüz İran’ı rejim değişikliğinin henüz çok uzağındadır ve hem iç, hem de dış basındaki “Mollalar gidiyoooor!..” haykırışları lâf-ı güzaftan ibarettir!
Murat Bardakçı
__________________ İnsanı BEDENEN ameliyat için BAYILTMAK gerekir. RUHEN ameliyat etmek içinse AYILTMAK... |