Medineweb Forum/Huzur Adresi

Medineweb Forum/Huzur Adresi (https://www.forum.medineweb.net/)
-   Makale ve Köşe Yazıları (https://www.forum.medineweb.net/516-makale-ve-kose-yazilari)
-   -   Kibir Sofrası: Pasta Yoksa Antrikot Yesinler (https://www.forum.medineweb.net/makale-ve-kose-yazilari/39285-kibir-sofrasi-pasta-yoksa-antrikot-yesinler.html)

Hâdimul İslam 06 Mart 2026 19:12

Kibir Sofrası: Pasta Yoksa Antrikot Yesinler
 
AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin, Meclis’te verilen iftar menüsüne yönelen eleştiriler karşısında kürsüden şu cümleyi kurdu: “Akşama peynir ekmek yiyelim, hiç fark etmez. Milletimiz ne yiyorsa biz aynı şeye talibiz.” Bu sözün söylendiği sofrada bugün Türkiye’de birçok ailenin mutfak bütçesini oldukça aşan bir iftar menüsü bulunuyordu. Keşkek yatağında dana antrikot menünün ana yemeğiydi.

Aynı günlerde Türkiye’de et fiyatlarının son 5 yılda 15 kat arttığı, asgari ücretlinin et alım gücünün 73 kilodan 48 kiloya gerilediği ve geniş kesimler için etin gündelik hayatın sıradan bir parçası olmaktan giderek uzaklaştığı vakıaydı. Bu tablo karşısında mesele yalnızca bir iftar menüsünün zenginliği ya da bir devlet kurumunda verilen yemeğin niteliği sayılmaz. Gerçek olan şu ki siyasal söylem ile toplumsal gerçeklik arasındaki mesafenin kapanmayacak ölçüde açıldığını gösteren delirtici bir kopuklukla karşı karşıyayız.

Tarih çoğu zaman savaşları, yıkımları ve yeniden kuruluşları yazar gibi görünür. Kronikler hükümdarların kararlarını, orduların hareketini ve imparatorlukların yükselişini kaydeder. Fakat bazı anlar vardır ki bir çağın zihniyetini anlatmak için ne savaşlara ne de büyük ideolojik tartışmalara ihtiyaç duyulur. Bir yöneticinin kurduğu tek bir cümle, bir sofrada duran bir tabak ya da gündelik hayatın sıradan görünen bir ayrıntısı iktidarla toplum arasındaki ilişkinin hangi noktaya ulaştığını bütün açıklığıyla ortaya çıkarır.
18. yüzyıl Fransa’sı bu sembolik anların en bilinenlerinden birini üretmiştir. Halk ekmek bulamadığını dile getirirken saray çevresinde dolaşan o meşhur söz ortaya çıkar: “Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler.” Bu sözün gerçekten Marie Antoinette’e ait olup olmadığı tarihçiler arasında tartışma konusu olsa da anlam yükü tartışma götürmez. Çünkü o cümle tek bir kişinin zihnini anlatmaktan çok daha fazlasını ifade eder. Saray sokağı görmez, bilmez ve kendi konforundan ödün vermez…

Siyasal iktidarların tarih boyunca karşılaştığı en kritik eşik tam da bu noktada belirir. Yönetenler ve yanındakiler kendi hayatlarını toplumun hayatından bağımsız görmeye başladığında, çevrelerinde oluşan konfor alanı gündelik hayatın gerçekliğini perdelediğinde ve güçle birlikte oluşan ayrıcalık dünyası kendi gerçekliğini üretmeye başladığında halkla aralarındaki bağ da yavaş yavaş çözülmeye başlar. Sarayların ışıkları arttıkça sokakların karanlığı görünmez olur. Muktedirin etrafında kümeleşmiş kişiler tüm bu olanın bitenin üzerini örtmeye başlar…

Meclis’teki antrikotlu iftar sofrasına bu yüzden yalnızca bir yemek sahnesi diyemeyiz. Bu tablo şu mübarek Ramazan ayında, milleti temsile soyunmuş olanların halktan nasıl koptuğunun açık bir beyanıdır. Bir yanda milletle aynı hayatı paylaşma iddiası (bunun peynir ekmek yemek üzerinden olması vahametine girmiyorum) diğer yanda toplumun önemli bir bölümü için erişilmesi zor hale gelen bir yiyeceğin sofralarda sıradan bir ayrıntı gibi durması… Raporlar, anketler ve veriler bir yanda dursun, toplumun yaşadığı sıkıntının neredeyse panoramik bir fotoğrafı bu ve bu fotoğraf gerçekten içler acısı.


Tarih boyunca benzer sahneler tekrar etmiştir. İktidar büyüdükçe etrafında başka bir dünya oluşur.
Güç, konfor ve ayrıcalık kendi alanını üretir.
O alanın içinde yaşayan insanlar zamanla konforun büyüsüne kapılır ve toplumun geri kalanının hayatını duyamaz hale gelir.

Roma İmparatorluğu’nun son dönemleri de böyle anlatılır. Saraylarda verilen ihtişamlı şölenler ile şehirlerin yoksul mahallelerinde konuşulan açlık hikâyeleri yan yana durur. Osmanlı’nın son yüzyılında kaleme alınan raporlar saray harcamaları ile toplumun gerçekliği arasındaki mesafeyi kayda geçirir. Modern çağda da benzer sahneler tekrar eder.

Sorunun en çarpıcı tarafı bu kopuşun iktidarın etrafında oluşan yorumlama dünyası tarafından görünmez hale getirilmeye çalışılmasıdır. Siyasal güç çevresinde her zaman bir savunma dili oluşur. Gazeteciler, ekran yüzleri, akademisyenler ve çeşitli entelektüel figürler bu dilin yeniden üretilmesinde rol oynar. Bu çevreler yalnızca iktidarı savunmakla da yetinmez aynı zamanda gerçekliğin kendisini yeniden tarif etmeye çalışır. Ekonomik zorluklardan söz edildiğinde “abartı” suçlaması yapılır, toplumsal rahatsızlık dile getirildiğinde “nankörlük” ithamı ortaya çıkar. İşin içinden çıkılamadığında geçmiş iktidarların kabarık karneleri sahneye sürülür. Başkasının işledikleri bir perdeye dönüşür; üstelik eskimeyen, yırtılmayan ve yorulmayan bir perdeye.

Görüyoruz ki Marie Antoinette’e atfedilen o meşhur söz yalnızca aristokrat kibrini anlatan tarihsel bir anekdot değildir artık. Aynı zamanda uzun süredir Türkiye’de şekillenen siyasal karakteri de görünür kılan bir alegoridir. Kibirle karışmış bir seçilmişlik duygusu, halkı yaşayan bir topluluk yerine yönetilmesi gereken bir nüfus olarak gören bir bakış, yoksulla kurulan ilişkiyi lütufkâr bir empati gösterisine dönüştüren bir siyasal tavır ve kendisini kutsal olanın doğal temsilcisi gibi konumlandıran bir özgüven, Antoinette karakterinin temel unsurları olmuştur.

İşte iktidar kibrinin dile gelişi tam olarak budur. Yanındaki arkadaşının o istihzalı, sinsi gülüşü de aynı zihniyetin dışavurumudur. Eşitsizliği bir sorun olarak görmeyen, vicdani bir rahatsızlığın en küçük izini taşımayan bir zihniyet. Çünkü onlar için yoksulluk başkalarının kaderi, başkalarının sınavıdır.
Bu düzen kendi ayrıcalıklarını sorgulamak yerine toplumun sabrını ve itaatini yücelten bir ahlak dili kurdu. Fakat o meclis sıralarından o cümleler döküldüğünde herkes aynı şeyi gördü. Bu kibir karşısında toplumun farklı kesimleri aynı duyguda buluştu. Yaşlısı genci, zengini fakiri, birbirinden uzak hayatlar süren insanlar aynı rahatsızlığı hissetti. O gülüşteki küçümseme, o sözlerdeki üstten bakış kimsenin içine sinmedi.


Biz bu dili kabul etmiyoruz. Etmeyeceğiz. Çünkü bir toplumun vicdanı, kendisine yukarıdan bakan hiçbir dili uzun süre taşımaz
Şule Demirtaş


SAAT: 07:45

vBulletin® Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.

User Alert System provided by Advanced User Tagging v3.2.6 (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2026 DragonByte Technologies Ltd.


1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327