Her ne kadar dil ile necasetten temizlemeye niyet etse de sadece şehri vücudun kirleri değil, son dünya sonunda dünyanın tüm kirlerinden arınsındır niyeti. Ol Resul’ün (s.a.s) dediği gibi: Dökülen abdest suyunda; günahların, hataların, nisyanların akıp gitmesidir niyazı…
Her azayı üçlerken, dillerin susturulup bütün azalara konuş emri verildiğinde, âdemoğlunu nasıl çetin bir akıbet ile karşı karşıya olduğunun ürpertisindedir. Ve kendisinin de en çok ihtiyacı olan merhamet ile sınanmaktadır. Merhamet etmeyene merhamet olunmaz tecellisi orada da ensesindedir. Ve bu görevi hakkıyla yapmanın idraki ile birbirimizden şikâyetçi değil, birbirimize şahit olalım umuduyla muhatabımın başındayım.
Hazırlığını yaparken hiçbir itiraz belirtisi göremiyorum.
Sadece derinlerden bir inilti işitiliyor: “ Yavaş, yavaş… Canın acıyarak dokun bana. Acımaz zannettiğin cansız bedenim acılar içinde. Pek çetin olan ruhun terki daha yeni gerçekleşti. Bilmez misin can vermek kolay değil. Azrail’in elinden yeni çıktım. Her bir hücrem liğme liğme. Tuttuğun yerimden ıztırap akar. Bana merhamet et ki; merhamet istemeye yüzün olsun. Belki benden çok ihtiyacın olacak merhamete. ”
Ve usul usul haykırıyor teneşirden : “ Unutma! Aldığın her nefes çok kıymetli, zayi etme. O’nu anmadan nefes almayasın ki, O’nu anmadan vermeyesin nefesi. Ziyandır O’nun için yaşamadığın her an. Ziyandır davetini işittiğin vakit, başının olduğu yerde secdeye düşmemesi. Hayret verici değil mi dizlerinde derman kalması… İmkân elde iken teslim olmazsan, çaresizlik girdabında işte böyle teslim olursun .”
|