Hoş geldin, muhterem hocam. Yorumun güzel, fakat değinmek istediğim bazı yaralı noktaları siz de besliyorsunuz gibi algıladım. Şu noktaların altını çizmek isterim:
İslam kisvesi altında tüm mezhep, tarikat, cemaat veya oluşum fark etmeksizin, eğer dava İslam ise ve rehber Kur’an ise, müminler yekvücut olmalıdır. Küfre karşı birlik, tevhid ekseninde olmalıdır. Siyahıyla beyazıyla, her şeyin üstünde ihvetün şemsiyesi vardır. Bu, Kur’an’ın kesin emri ve farzdır.
Tevhid ile şirk veya küfür mücadelesi Adem’den kıyamete kadar sürecektir. Safların belirlenmesinde Kur’an’a bağlılık ve iman esastır; lamı cimi yoktur. Kur’an’a göre milyon hata da olsa irandan yana davranmak zorundayız. çünkü muhatap abd ve israildir.Çünkü küfür tek millettir, tevhid de tek ümmettir.
Zalim, zalimdir; ırkı, dini, rengi, mezhebi veya meşrebi fark etmez. Mazlum da aynı şekilde. Günümüzde küfrün başı ve şirkin iskeleti, ABD ve uşaklarıdır. Örnek olarak, İran mazlum bir Müslümandır. “Benden değil, tarikatım, mezhebim, meşrebim mi?” diye düşünmemeliyiz. Zalimlere meyletmemek, Kur’an’ın kesin emridir.
Caferi Sadık, Caferilerin lideri ve aynı zamanda İmam Azam’ın hocasıdır. Caferilerle olan ihtilaflarımız, iskelette değil, teferruatdadır. Bu teferruat, kardeşimiz olmadıkları anlamına gelmez; tıpkı İmam Şafii ile İmam Hanefi arasındaki ihtilaflar gibi.
Ortadoğu’daki tarikatler, cemaatler, mezhepler ve meşrepler, çoğunlukla Kur’an’ın alt dalı değil, çıkar stratejileriyle palazlanmış siyasetçi ve holdinglerin oluşumudur. Rızaen lillah (sadece Allah rızası için) hareket edenler çok nadirdir.
|