Ve unutma…
Kıyamet sadece göklerin yarılması, dağların savrulması değildir.
Kıyamet, senin için perdenin aralanmasıdır.
Bir gün, bir an, bir bakış…
Bir sözün ardından, bir susuşun içinde…
Bir kalbi kırdığın anda…
Ya da bir yetimi sevindirdiğin vakit…
Ansızın…
Ne kaçacak yer kalır, ne saklanacak gölge.
Ne “sonra yaparım” kalır, ne “biraz daha vaktim var” avuntusu…
Çünkü o an geldiğinde,
niyetin konuşur, kalbin şahitlik eder, amelin ortaya dökülür.
Ve sen…
Ya bir duanın içinde yakalanırsın,
ya da bir ahın tam ortasında…
Ya bir secdede bulunursun,
ya da bir gafletin koynunda…
İşte asıl mesele budur:
Kıyamet sana ne zaman gelecek değil,
sen kıyamete hangi hâlinle çıkacaksın?
Öyleyse şimdi…
Bir adım geri dur.
Bir nefes al.
Bir kalbine bak.
Kimin hakkı var üzerinde?
Kimin duası, kimin bedduası taşıyor seni?
Ve sor kendine:
Eğer şimdi yakalansaydım…
Allah’a doğru mu koşuyordum,
yoksa O’ndan mı kaçıyordum?
__________________ İnsanı BEDENEN ameliyat için BAYILTMAK gerekir. RUHEN ameliyat etmek içinse AYILTMAK... |