Yazı, münafıklığı yalnızca başkalarında aranan bir kusur olarak ele almakla yetinmiyor; onu her Müslümanın kendi nefsinde sürekli kontrol etmesi gereken ciddi bir iç tehlike olarak da gündeme getiriyor. Çünkü münafıklık, birdenbire ortaya çıkan bir hal değil; imanın zayıflamasıyla, kalbin yavaş yavaş hastalanmasıyla başlar ve zamanla derinleşerek kişiyi farkında olmadan ikiyüzlülüğün girdabına sürükleyebilir. İkiyüzlülüğün sonuda kibir'dir. Kibir insanı felakete götürür. Son zamanlarda kendini aklamak için kibri renklere bölmüşler. Benim ki Ak kibir. benimki pembe kibir. Yani önemsiz gibi göstermeye çalışanlar olsa da kibrin sonu FELAKETTİR.
Bu hastalık, dıştan bakıldığında fark edilmesi zor olduğu için daha tehlikelidir. Kişi kendini mümin zannederken, aslında kalbiyle Allah'tan uzaklaşmış, söz ve davranışlarıyla çelişki içinde olabilir. İşte bu yüzden Kuran-ı Kerim, münafıklığın belirtilerini açıkça ortaya koyarak bizleri ikaz eder.
Bu konu, özellikle Tevbe Suresive Münafikûn Suresinde en yoğun ve en çarpıcı şekilde işlenir. Tevbe Suresinde münafıkların tutumları, fitneleri ve müminlere karşı iç dünyalarındaki düşmanlıkları detaylıca anlatılırken; Münafikûn Suresi ise bu karakteri âdeta bütün çıplaklığıyla tasvir eder. Sure, münafıkların dış görünüşteki etkileyiciliğine rağmen içlerindeki boşluğu, yalanı, korkaklığı ve samimiyetsizliği öyle net bir üslupla ortaya koyar ki, okuyan her mümin Acaba bende de bunlardan bir iz var mı?diye kendini muhasebeye davet hisseder.
Allah'ım! Kalplerimizi nifaktan, riyadan ve her türlü kalp hastalığından muhafaza buyur. Kalplerimizi ancak Sana yönelmiş, ihlâslı ve dosdoğru kıl. Amin.
|