Tekil Mesaj gösterimi
Alt Bugün, 00:54   Mesaj No:2

Medine-web

Medineweb Site Yöneticisi
Medine-web - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Durumu:Medine-web isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Medine No : 1
Üyelik T.: 14Haziran 2007
Arkadaşları:8
Cinsiyet:Erkek
Yaş:52
Mesaj : 3.127
Konular: 341
Beğenildi:1549
Beğendi:526
Takdirleri:13501
Takdir Et:
Standart

“Ve len tecide li sünnetillahi tebdîlâ...” hakikati gösteriyor ki Allah’ın koyduğu ölçülerde tutarsızlık ve değişim yoktur. Tutarsızlık, insanın kendisindedir. Dün diri diri toprağa gömülen kadın ile bugün cehaletin başka biçimleriyle yok edilen kadın arasında, hakikatte yalnızca zaman farkı vardır. Biri cahiliye döneminin karanlığında öldürülüyordu, diğeri modern çağın süslenmiş cehaleti içinde tüketiliyor. Fakat netice değişmiyor: yine kadın kaybediliyor, yine insanlık yara alıyor.

Vahiyden uzak yetişmiş bir annenin yetiştirdiği neslin, sonunda kendi elleriyle insanı tüketen bir yapıya dönüşmesi tesadüf değildir. Çünkü mesele sadece eğitim değil, terbiyenin kaynağıdır. Kalite; makamla, güçle, kalabalıklarla değil, insan yetiştirme biçimiyle ölçülür. Bir toplumun seviyesi; kadının, erkeğin, çocuğun, komşunun, kısacası insanın nasıl inşa edildiğinde ortaya çıkar. Sonuç karşısında şaşırmamak gerekir; çünkü netice, ekilen tohumun tabii ürünüdür.

Oysa ilahi mesaj son derece açıktır. İnsan önce Rabbini bilecek, sonra görevini, yerini, sorumluluğunu ve haddini anlayacaktır. Fakat bu bilgi yalnızca zihinsel bir bilgi olmayacaktır. “İkra” emriyle okuyacak ama “Bismi Rabbik” şuuruyla okuyacaktır. Öğrenecek ama “Rabbi kellezî halak” hakikatini unutmadan öğrenecektir. Vahyin dışına taşan bilgi, insanı olgunlaştırmak yerine çoğu zaman azgınlaştırır.

Firavun’un sarayındaki Asiye ile Lut’un hanımı istisna olarak önümüzde durmaktadır. Demek ki ortam kadar insanın yönelişi de belirleyicidir. Ancak genel kaide değişmez: Vahiyden uzaklaşan toplumda insanın içindeki karanlık büyür.

Hiçbir gerekçe bir insanın canına kıymayı meşru gösteremez. Allah korkusu taşıyan bir kalpten zulüm çıkmaz. Fakat vahiyden mahrum, Allah’sız bir zihin; kilidi açılmış bir kafesteki aslan gibidir. Nefis serbest kaldığında vahşet, korku, cinayet ve merhametsizlik sıradanlaşır. Bugün insanlığın yaşadığı en büyük krizlerden biri de budur: Bilginin artması ama hikmetin azalması, kalabalıkların büyümesi ama insanın küçülmesi…

Vahiyden kopmuş bir toplum, aslında görünmeyen bir cinayetler zincirinin içinde yaşamaktadır. Çünkü adaletin, hukukun, ahlakın ve insan ölçüsünün kaynağı beşer olunca; ortaya çıkan netice de eksik, kırılgan ve değişken olacaktır. Beşerin koyduğu sistem, yine beşerin zaaflarını taşır. Bu yüzden nice ceza, nice mahkeme, nice kanun insanı ıslah etmek yerine daha da öfkelendirmiş, daha da katılaştırmıştır. Hapisten çıkan birçok insanın daha azgın, daha kırgın ve daha karanlık hale gelmesi, yalnızca bireysel bir problem değil; insanı sadece korkuyla terbiye etmeye çalışan sistemlerin de iflasıdır.

Oysa ilahi ölçüde ceza yalnızca korkutmak için değil, toplumu korumak ve suçu doğmadan engellemek içindir. İnsan, yaptığı eylemin yalnız dünyada değil ahirette de hesabını vereceğini bildiğinde, vicdan başka türlü çalışır. Kıssasın varlığını bilen katil, elinin nereye uzandığını düşünür. Hırsızlık karşısında ilahi hududu bilen kişi, nefsinin arzusuna daha kolay teslim olamaz. Çünkü vahiy, insanı sadece dışarıdan değil içeriden de denetler.

Toplumun temeli adalettir. Adalet çökerse, bina ayakta görünse bile içten çürümeye başlar. Gerçek adaleti bilen bir hâkim, makamını hevâsına alet edemez. “Cennet annelerin ayakları altındadır” hakikatini özümsemiş bir insan, annesine el kaldırmayı bırakın, gönlünü kırmaktan bile korkar. Babaya “öf” demeyi yasaklayan bir dinin mensubu olan kişi, anne babaya hoyrat davranmanın yalnız ahlaki değil, imani bir yara olduğunu bilir.

Kur’an’ın ortaya koyduğu sünnetullah değişmez: “Siz kendinizi değiştirmedikçe Allah sizin durumunuzu değiştirmez.” İlahi ölçüde hata yoktur, yanılma yoktur. Bozulma, insanın vahiyden uzaklaşmasıyla başlar.

Çağımız ise insanı adeta öğüten büyük bir değirmen gibi çalışıyor. Bilgi hiç olmadığı kadar arttı. Teknoloji, üniversiteler, akademik unvanlar zirveye çıktı. Fakat aynı çağda Allahsız bilgi de hiç olmadığı kadar büyüdü. Hikmetten kopmuş ilim, insanı olgunlaştırmak yerine kibirle doldurabiliyor.

Ebu Cehil de Mekke’nin sıradan biri değildi. Akıllıydı, etkiliydi, toplumun önde gelenlerindendi. Fakat vahiyden mahrum akıl, sahibini hakikate değil, karanlığa taşıdı. Bu yüzden “cehaletin babası” olarak anıldı. Bugün de diploma sahibi olmak, profesör olmak, makam sahibi olmak insanı hakikate ulaştırmaya yetmiyor. Vahiy ile yoğrulmayan bilgi, modern çağın Ebu Cehillerini üretmeye devam ediyor. Çünkü mesele yalnızca bilmek değil; hakkı tanımak, nefsi terbiye etmek ve bilgiyi Rabbi adına taşıyabilmektir.
__________________

Büyükler fikirleri,Ortalar olayları,Küçükler kişileri tartışır.
Alıntı ile Cevapla