Medineweb Forum/Huzur Adresi

Go Back   Medineweb Forum/Huzur Adresi > ..::.İLAHİYAT-ÖNLİSANS -AÇIK ÖĞRETİM FAKÜLTESİ.::. > 2.SINIF*Güz Dönemi* > Arapça 3

Konu Kimliği: Konu Sahibi nurşen35,Açılış Tarihi:  19 Ekim 2015 (12:14), Konuya Son Cevap : 19 Ekim 2015 (12:19). Konuya 1 Mesaj yazıldı

Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Değerlendirme
Alt 19 Ekim 2015, 12:14   Mesaj No:1
Medineweb Emekdarı
nurşen35 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Durumu:nurşen35 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Medine No : 38944
Üyelik T.: 09 Şubat 2014
Arkadaşları:60
Cinsiyet:Bayan
Mesaj: 9.476
Konular: 1144
Beğenildi:4416
Beğendi:3686
Takdirleri:14253
Takdir Et:
Konu Bu  Üyemize Aittir!
Standart Arapça 3 İsm_i Mevsul

Arapça 3 İsm_i Mevsul

İSM-İ MEVSULLER






İSM-İ MEVSULLER
İster haas الأسماء الموصولة الخاصة yani الذي، التي ve diğerleri, isterse müşterek من ve ما ismi mevsuller Türkçeye genel bir çeviri ile öyle ki, o şey ki şeklinde çevrilmektedir. Ancak bu çeviri her zaman yerine oturmamaktadır.

İsmi mevsuller Arapça cümle yazımında tasarruf sağlayan isimlerdir. İki ayrı cümleyi birleştirerek tek cümle yaparlar.
Mesela
جاء الرجلُ Adam geldi.
Bu bir cümle
رأينا الرجلَ في السوق Adamı çarşıda gördük
Bu da bir cümle
İsmi mevsulle bu iki cümleyi şöyle birleştiririz:
جاء الرجلُ الذي رأيناه في السوق
Çarşıda gördüğümüz adam geldi.
Not: Burada ismi mevsule -dığı, -diği anlamı verdiğimize dikkat edelim.
Başka bir örnek
جاء الرجلُ adam geldi
الرجلُ رآنَا في السوق Adam bizi çarşıda gördü
Bu iki cümleyi ismi mevsulle şu şekilde birleştiririz.
جاء الرجلُ الذي رآنَا في السوق Çarşıda bizi gören adam geldi
Not: Burada ise ismi mevsule -en, -an anlamı verdiğimize dikkat edelim.
Not; görmek fiili mazi olarak رأى şeklinde yazılır. Ancak bu mazi fiilden sonra ه، هما، ك، كم، ها، نَا gibi muttasıl (bitişik) zamirlerden birisi gelirse ى (ye) harfi ا (elif) şeklinde yazılır, bir öncesinde أ bulunduğu için idğam edilerek آ şeklinde yazılır.

Örnek cümlelerde görüldüğü gibi ismi mevsullere bazen -en, -an, bazen -dığı, -diği, bazen de -ecek, -acak anlamları veririz.

Tabi ki bunu rasgele yapamayız, kuralı vardır.

Önemli kural: İsmi mevsulden sonra bir cümle gelir (isim veya fiil cümlesi diyelim) bu cümlede ismi mevsule dönen, onunla alakalı bir zamir bulunur (aid zamiri)
جاء الرجلُ الذي رأيتُه gördüğüm adam geldi
Bu cümlede الذي ismi mevsulünden sonra gelen رأيتُه sıla cümlesidir ve hu zamiri الذي ye döner, الذي ise الرجلُ failinin sıfatıdır.
İşte bu sıla cümlesinde bulunan aid zamiri meful gibi nesne konumunda ise ismi mevsule -dığı, diği anlamı veririz. Dikkat edersek تُ özne zamirdir, الذي ye dönen هُ zamiri ise nesne zamirdir. İsmi mevsulden önceki cümlede adamın fail yani özne olması dikkate alınmaz.

İsmi mevsule -en,-an anlamı verildiğine örnek:
جاء الرجلُ الذي رآنِي Beni gören adam geldi.
Sıla cümlesinde رأى fiilinin faili müstetir (gizli) هو fail (özne) zamiridir ve الذي ye döner. Aid zamiri özne olduğunda ismi mevsule en an anlamı verilir.

-ecek, -acak anlamına örnek:
جاء الرجلُ الذي سيذهبُ إلى أنقرة Ankara'ya gidecek adam geldi.
Yine bu cümlede sıla cümlesinde bulunan aid zamiri (yani سيذهبُ fiilinin altında bulunan huve zamiri) gelecek zaman ifade eden bir fiilin faili (öznesi) olduğu için -ecek anlamı verdik.

Ayetlerden örnekler:
يَا أَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُواْ رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ وَالَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
Sizi yaratan (aid zamiri خلق fiilinin faili olan هو dir ve الَّذِي ye döner, الَّذِي de rabb isminin sıfatıdır)

صِرَاطَ الَّذِينَ أَنعَمتَ عَلَيهِمْ
Kendilerine nimet verdiklerinin yolu (الَّذِي ismi mevsulüne dönen aid zamiri عَلَيهِمْ deki هِمْ zamiridir. Dikkat edileceği gibi özne zamir değildir, mecrurdur, diğer bir deyişle mefulun bih gayri sarihtir)

الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ الصَّلاةَ

gaybe iman edenler (الَّذِينَ ismi mevsulüne dönen aid zamiri يُؤْمِنُونَ fiilindeki vav fail zamiridir)
إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا سَوَاءٌ عَلَيْهِمْ أَأَنذَرْتَهُمْ أَمْ لَمْ تُنذِرْهُمْ لاَ يُؤْمِنُونَ
Küfredenler (aid zamiri كَفَرُوا fiilindeki vav fail zamiridir)
الَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَتْلُونَهُ حَقَّ تِلاَوَتِهِ
Kendilerine kitap verdiklerimiz (الَّذِينَ ismi mevsulüne dönen aid zamiri آتَيْنَاهُمُ daki hum zamiridir nesnedir)
الْحَمْدُ لِلّهِ الَّذِي هَدَانَا لِهَـذَا وَمَا كُنَّا لِنَهْتَدِيَ لَوْلا أَنْ هَدَانَا اللّهُ
Bize hidayet eden veya yol gösteren (الَّذِي ismi mevsulüne dönen aid zamiri هَدَا fiilinin faili müstetir hüve zamiridir.


-İSMİ MEVSULLER: İsmi mevsul, iki cümleyi birbirine bağlayan, manası ancak kendisinden sonra gelen cümleyle tamam olan kelimedir. Türkçedeki ilgi zamiri gibi iş görür. İsmi mevsul’den sonra gelen cümleye sıla denir. Sıla’da, ismi mevsulle ilgili, ona dönen bir zamir bulunur, bu zamire aid zamiri denir.
Gördüğün adam (o adam ki gördün) gitti. ذهب الرجل الذى رأيته
Cümlesindekiالذى kelimesi ismi mevsul’dür.رأيته yan cümleciği sıla’dır. Bu sıla’dakiه zamiri de aid’dir.

Aid bazen yukarıda görüldüğü gibi açık, bazen de örtülü olur.
Gökleri ve yeri yaratan Allah’a taparızنعبد الله الذى خلق السموات والارض
Cümlesindeالذى kelimesi ismi mevsul’dür.خلق السموات والارض sıla’dır. Aid müstetir (örtülü) dür. Sıla, خلق هو السموات والارض demektir. Müstetirهو aid durumundadır.

İsmi mevsuller, ayrı ve ortak olmak üzere iki ana bölümde incelenir:

a)Ayrı ismi mevsuller
Cemiاللاتى اللائى اللواتى اللذين ki o kimseler
Tensiyeاللتان (اللتين) اللذان (اللذين) ki o ikisi (ni)
Müfretالتى اللذى ki o kimse
Rabbimiz! Bizi saptıran (cin ve insan cinsinden) iki cinsi bize göster.ربنا أرنا اللذين اضلانا

b)Ortak ismi mevsuller
1- من en, O kimse ki Yalnız akıllılar için kullanılır.
2- ما o şey ki Hayvan ve cansızlar için kullanılır.
3-اى اية hangisi İnsan, hayvan ve cansızlar için kullanılır.
Öğrenci, kendisine öğreteni sayarيحترم الطالب من علمه
Çocuk yapmadığı şeyi söylerيقول الطفل مالا يفعل
Hangisinin cesur olduğunu bilirizنعلم ايهم شجاع
Not: Hayvan ve cansızlar çok olursa, onları gösteren ismi mevsul olarakالتى kullanılar.
Gördüğüm kalemler uzundurالاقلام التى رايتها طويلة
Sattığım develer çokturالجمال التى بعتها كثيرة




Alıntı..
__________________
O (cc)’NA SIĞINMAK AYRICALIKTIR
Alıntı ile Cevapla

Konu Sahibi nurşen35 'in açmış olduğu son Konular Aşağıda Listelenmiştir
Konu Forum Son Mesaj Yazan Cevaplar Okunma Son Mesaj Tarihi
Gündem Korona Aşısı Gündem/ Manşetler Esma_Nur 6 1364 10 Aralık 2020 11:20
DHBT Muhteşem Özetler DHBT-Hazırlık/Notlar/Özetler nurşen35 4 2104 08 Aralık 2020 17:40
Kıssaları Hayatımıza Taşıyalım Kıssalar-Hikayeler-Nasihatler nurşen35 1 843 08 Aralık 2020 16:46
TENKİD Serbest Kürsü nurşen35 0 770 08 Aralık 2020 11:44
Vitir Namazını Niye Kılıyoruz Biliyor musunuz... Namaz-Abdest-Teyemmüm nurşen35 0 874 04 Aralık 2020 12:56

Alt 19 Ekim 2015, 12:19   Mesaj No:2
Medineweb Emekdarı
nurşen35 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Durumu:nurşen35 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Medine No : 38944
Üyelik T.: 09 Şubat 2014
Arkadaşları:60
Cinsiyet:Bayan
Mesaj: 9.476
Konular: 1144
Beğenildi:4416
Beğendi:3686
Takdirleri:14253
Takdir Et:
Konu Bu  Üyemize Aittir!
Standart Cevap: Arapça 3 İsm_i Mevsul

İSM-İ MEVSÛL ( اَلْإسْمُ الْمَوْصُولُ ) Konusunda Derlenen Bilgiler:

  • Osmanlıca Lügat: İsm-i mevsûl ( إسم موصوله ) "O şey ki,... " veya "O kimse ki ... " mânalarının yerine kullanılan ( مَا مَنْ اَلَّذِى ) gibi kelimelerdir. İki kelimeyi veya mânayı birbirine birleştiren, mânası kendinden sonra gelen bir cümle ile tamamlanan bir kelimedir.
  • Dilbilgisi Kitaplarından derlenen ( اَلْإسْمُ الْمَوْصُولُ ) İsm-i Mevsûl'ün tanımı ve özellikleri:
  • İsm-i mevsûl ( الْمَوْصُولُ ), İsm-i mevsûl ve Harf-i mevsûl olmak üzere iki çeşittir. İsm-i meful kalıbında gelen mevsûl'ün lügat anlamları: Erişen, kavuşan, vâsıl olan, birleşmiş, kendine başka şey vâsıl olmuş olan, bitişmiş, vasledilmiş (hakka / doğruya ulaştırılmış), ... dir.
  • Lügat tarifinden de görülebileceği gibi mevsûl kelimesinde "Hâl olarak değilde, dâimi olarak isimlenen ve makam sahibi olan" anlamları saklıdır. Bu nedenle sıla cümlesi Ayet-i Kerimeyi dinleyene, sıfatlanmanın veya vasıflanmanın sebeblerini birdirir, haber verir, uyarır, müjdeler, ikaz eder, tehdit eder.....vb.
  • Örnek 25/63 ( ... وَعِبَادُ الرَّحْمَنِ الَّذِينَ ) "Rahmân'ın kulları o kimseler ki ...." Ayet-i Kerimedeki "Rahmân'ın kulları" mânevi izâfeti ( لِ ) mânası olduğu için, "Rahmân'nın dediklerini, sadece Rahmân için yaparak KUL kelimesiyle isimlenmiş ve makam sahibi olan kimseler ki ..." anlamı saklıdır.
  • İsm-i mevsûl marife isimdir ve onun vasıtası ile bir haber verilir. İki basit cümleden, mürekkeb bir cümle kurar. İsm-i mevsûl'ün mânası, kendisinden sonra gelen cümle ile açıklanır ve bu yan cümleye Sıla veya Sıla Cümlesi denir.
  • Örnek 2/121 ( ... الَّذِينَ ءَاتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَتْلُونَهُ حَقَّ تِلَاوَتِهِ ) "Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, onu gereği gibi tilâvet ederek okurlar. ..." Ayeti kerimesindeki ismi mevsul, Kur'an-ı Kerimi TİLÂVET'le OKUYANLARIN makamıdır Okuduğuna tâbi olmayanlar / olamayanlar ise, Ayeti Kerimenin muhatabı değildir. Çünkü "Tilavet" masdarı "okuduğuna tâbi olmak" demektir. Okuduğuna tâbi olmayan ise, onu (doğru olduğunu bildiği şeyi) örtmüş, gizlemiş demektir.
  • SILA CÜMLESİnin Özellikleri :
  • (1) Sıla, cümle-i haberiyedir veya haber cümlesi mânasında olan lafızlardır. Yani isim cümlesi veya fiil cümlesi veya şibh-i cümle veya ismi fâil veya ismi mef'ul olarak gelen bir yan cümledir ve i'râbı yoktur. Kur'an-ı Kerimdeki sıla cümleleri dinleyenlere, kendisine ait sıfatı veya vasfı yaşadığı bir hadise ile sadece kendisine gizlice açıkladığı için i'râbı yoktur. İstek (Talep-inşâ) anlamı ifade eden fiillerden sıla cümlesi olmaz.
  • (2) Sıla cümlesinde; ism-i mevsûlü hazfetmek câiz değildir, ancak anlaşılacak durumda ise hazfedilebilir (Bakınız: 14.2'deki sebeb olabilir).
  • (3) Sıla cümlesi tercüme edilirken ism-i mevsûle: -en, -an, -dığı, -cek, -cak, -eceği, -cağı, -ki, bulunan, olan, ... eklerini alarak bağlanır.
  • (4) Sıla cümlesi olan fiil, mazi de olsa veya muzari de olsa bu ekler fiilin sonuna bitişir. Ancak fiil mazi ise; -en / -miş olan ekleriyle de ifâde edilebilir. Fiil muzari ise; -er olan, -yor olan, -cek olan, -mekte olan ekleriyle de ifâde edilebilir.
  • (5) Sıla cümlesi, ism-i mevsûlün önüne geçemez.
  • (6) İsm-i mevsûl ile Sıla arasına nidâ, yemîn, i'tirâziyye cümlesi (Duâ cümlesi de bir i'tirâziyye cümlesidir) girebilir.
  • (7) Elif-nun, sıla'nın başına geldiğinde ( إِنَّ ) okunur.
  • (8) Sıla cümlesi İhbâri Cümledir. Tercüme edilirken aşağıdaki kâideler uygulanır (AÇIKLAMA: Arabça'da cümleler, kesin mâna ifâde etme ve etmeme bakımından ikiye ayrılır. İhbâri Cümle mânası gerçekleşmiş veya gerçekleşmesi mümkün olan; fiil cümlesi, isim cümlesi ve şibh-i cümlesidir. İnşâî Cümle mânası gerçekleşmemiş veya gerçekleşmesi şüpheli olan; emir cümlesi, nehy cümlesi, temennî cümlesi ve taaccüb cümlesidir.) ;
  • (9) Sıla cümlesi bir fiil cümlesi ise, ism-i mevsûl -en kimse, -in kimse, anlamı ile sıla cümlesine bağlanır.
  • Örnek: 1/7 ( صِرَاطَ الَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّالِّينَ ) "Kendilerine nimet verdiğin kimselerin yoluna (eriştir) -gazaba uğrayan ve sapıtanların değil." Burada "inandım, şâhidim, şâhid oldum, şüphesiz olarak bildim" gibi anlamları saklar.
  • Ayet-i Kerimesindeki ( ... أَنْعَمْتَ ... "nimet verdiğin" ) sıla cümlesi bir fiil cümlesidir ve ( ... الَّذِينَ ... "kimselerin") ism-i mevsûl
  • (10) Sıla cümlesi bir isim cümlesi ise, ism-i mevsûl -na, -nı, -an, anlamı ile bağlanır. Örnek 2/61 ( ... بِالَّذِي هُوَ خَيْرٌ ... ) "... daha iyi olan ile"
  • (11) Sıla cümlesi bir şibh-i cümle (zarf) ise, ism-i mevsûl -ki, bulunan şey, olan şey anlamı ile sıla cümlesine bağlanır.
  • Örnek: 16/90 Ayet-i Kerime'sindeki sıla cümlesi ( ... مَا عِنْدَكُمْ يَنْفَدُ ) şibh-i cümledir ve ism-i mevsûl ( ... مَا ... ) "Sizin yanınızdaki şeyler tükenir ..." anlamı ile sıla cümlesine bağlanır. ( ... عِنْدَ ... ) Zaman zarfıdır ve ( ... كُمْ ... ) Âid zamiri dir.
  • (12) Sıla cümlesi bir şibh-i cümle (harfi cerli isim) ise, ism-i mevsûl -ki, bulunan şey, -olan şey anlamı ile sıla cümlesine bağlanır
  • Örnek: 3/154'de ( وَلِيَبْتَلِيَ اللَّهُ مَا فِي صُدُورِكُمْ وَلِيُمَحِّصَ مَا فِي قُلُوبِكُمْ وَاللَّهُ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ ... ) "... Ellah sizi ibtilâ etti - sadırlarınızda olan şeylerden dolayı ve kalblerinizdeki niyetlerinizi temizlemek için yaptı - Ellah sadırlarda olanı çok iyi bilendir."
  • Ayet-i Kerime'sindeki sıla cümlesi ( ... مَا فِي صُدُورِكُمْ ... ) şibh-i cümledir ve ism-i mevsûl ( ... مَا ... ) ".. sadırlarınızda olan şeyler .." anlamı ile sıla cümlesine bağlanır. ( ... فِي صُدُورِ ... ) harficerli ismi "sadırda oluşan" anlamındadır. ( ... كُمْ ... ) Âid zamiri dir. Buradaki sıla cümlesi, Ellah Teala'nın ibtilâ etme sebebini açıklar.
  • (13) Sıla cümlesi bazen şart cümlesi de olur, İsm-i mevsûller mübtedâ veya ( إِنَّ ve benzerleri gibi) nevâsıhtan birinin ismi olunca, umûmiyetle şart ifâde eder. Örnek Ayet-i Kerime : .... ( ? )
  • Örnek: ( إِنَّ مَنْ يَجْتَهِدُ يَنْجَحُ ) " Muhakkak çalışan başarır" cümlesindeki ( مَنْ ) ism-i mevsûldür ve ( إِنَّ ) nin ismidir. ( يَجْتَهِدُ ) lafzı da sılasıdır. ( يَنْجَحُ ) ise, haberdir. Bu cümlenin başında ( إِنَّ ) olmasaydı, ( مَنْ ) iki fiil-i muzariyi cezmeden şart ismi olacaktı ve iki muzari fiili cezm edecekti.
  • (14) Sıla cümlesinde; Âid zamir denilen, ism-i mevsûl'e âid olan, sıla cümlesini ism-i mevsûle (bâriz, müstetir veya hazfedilmiş (mahzûf) olarak) bağlayan ve ism-i mevsûlle aynı sıgada olan bir zamir bulunur. Âid zamirine ( الرَّاجِعُ ) de denir.
  • (14.1) Âid zamiri umûmiyetle gâib muttasıl veya munfasıl zamirden olur. Bazan munfasıl muhâtab zamirinden de olabilir.
  • (14.2) Nekre bir kelimeden sonra ism-i mevsul kullanılmaz fakat Âid zamiri ile birlikte varmış gibi tercüme edilir.
  • Örnek: ( قَدْ جَاءَ رَسُولٌ ( مِنْكُمْ ) دَعَانَا إِلَى الْإِسْلاَمِ ) "(sizin içinizden) Bizi islâma çağıran bir peygamber geldi"
  • (14.3) Cümlenin başına geldiklerinde soru işâreti olan ( مَا مَنْ ), Ayet-i Kerimedeki yerine göre çoğul mânasını taşıyan ism-i mevsûl olur.
  • Örnek: 16/90 ( مَا عِنْدَكُمْ يَنْفَدُ وَمَا عِنْدَ اللَّهِ بَاقٍ وَلَنَجْزِيَنَّ الَّذِينَ صَبَرُوا أَجْرَهُمْ بِأَحْسَنِ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ) "Sizin yanınızdaki şeyler tükenir - Ellah katında olanlar bâkidir - Sabredenleri mutlaka mükafaatlandıracağız - onları daha güzel bir ecirle - yaptıkları şeye karşılık olarak."
  • (14.4) Bâriz (Açık) Âid zamir e örnek-1: ( يُحِبُّ الْإِنْسَانُ الَّذِى هُوَ مُحْسِنٌ ) "İyilik eden insan sevilir." Bir yan cümle olan ( هُوَ مُحْسِنٌ ) sıla cümlesindeki ( هُوَ ) Âid zamir dir.
  • (14.5) Müstetir (Gizli) Âid zamir : İsm-i mevsûlden sonra gelen fiilin muttasıl zamiri, aynı zamanda Âid zamir dir:
  • Örnek 2/25 ( هَذَا الَّذِي رُزِقْنَا مِنْ قَبْلُ ) "... Bu daha önce rızıklandığımız şeydir derler ..." Ayeti Kerimesindeki ismi mevsulden sonra gelen ( رُزِقْنَا ) fiilinin muttasıl zamiri, aynı zamanda âid zamiridir.
  • (14.6) Hazfedilmiş (Mahzûf) Âid zamiri aşağıdaki dört durumda hazfedilir:
  • Birinci durum: Âid zamiri müteaddi fiilin mefulü ise hazfedilir. Örnek: 96/5 ( عَلَّمَ الْإِنْسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْ ) "İnsana bilmediği şeyleri öğretti" Ayet-i Kerimesinde ( لَمْ يَعْلَمْ ... ) olan sıla cümlesinin kâideye göre ( لَمْ يَعْلَمْهُ ) olması gerekirdi. Ancak sıla cümlesinin fiili müteaddî olduğundan, Âid zamiri hazfedilmiştir. Bu sıla cümlesindeki ( هُ ) âid zamiri mahzûftur. denir.
  • İkinci durum: Âid zamiri uzun bir sıla cümlesinin mübtedası ise hazfedilir.
  • Üçüncü durum: Âid zamiri müştâk (ism-i fâil, ism-i meful, sıfat-ı müşebbehe .. gibi) ismin muzafun ileyhi olursa hazfedilir.
  • Dördüncü durum: Âid zamiri harficerli olursa, harficer ile beraber hazfedilir.
  • (14.7) Âid zamiri açık değilse okuyan onu, ism-i mevsûl türüne göre takdir eder ve Âid zamir; sayı, müzekkerlik ve mühenneslik yönünden ism-i mevsûl'e uygun olur.
  • (14.8) Âid zamiri bazen terk edilebilir. (NOT: 33/69'daki ( ... كَالَّذِينَ ءَاذَوْا مُوسَى ... ) sıla cümlesi, bu kâideye uygun bir örnek olabilir mi?)
  • Örnek : 33/69 ( يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا لَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ ءَاذَوْا مُوسَى فَبَرَّأَهُ اللَّهُ مِمَّا قَالُوا وَكَانَ عِنْدَ اللَّهِ وَجِيهًا ) "Ey iman edenler! - Siz de Mûsâ'ya ezâ edenler gibi olmayın - sonra Ellah onu söylenenlerden temizledi - O, Ellah katında mevki sahibi idi."
  • (14.9) İsm-i mevsûl, kendisinden sonra gelen harficerli bir fiilin mefulü ise, Âid zamirinin de harficerli gelmesi zorunludur.
  • (14.10) اَلَّذِى vasıtası ile haber vermek : Fiil cümlesinin başına getirilen اَلَّذِى mef'ülün bih'i, haber yapar (NASB'ı, mahallen REF eder) ve fiilin sonunda da اَلَّذِى e dönen muttasıl âid zamiri bulunur.
  • Örnek : 25/63 وَعِبَادُ الرَّحْمَنِ الَّذِينَ يَمْشُونَ عَلَى الْأَرْضِ هَوْنًا "Rahmân'ın kulları yeryüzünde tevazu ile (hevnen) yürürler." Ayeti kerimesindeki ism-i mevsûl, fiil cümlesinin başına gelerek mef'ulü (mahallen REF ederek), HABER yapar. يَمْشُونَ fiilinin müstetir zamiri de aynı zamanda Âid zamiri olur. Dolayısıyla, fiil cümlesinin fâili de MÜBTEDÂ olur. Fâilin yürüyüşü, kesbîdir. Mübtedânın yürüyüşü ise, vehbîdir. Aralarındaki yürüyüş farkını ve ( هَوْنًا ) kelimesinin anlamını sadece Gavs (k.s) hazretlerinin yürüyüşünü gören bilir. Ayrıca Rahmân'ın kulları, dünya ile ilgili işlerini ( هَوْنًا ) "Tevazû ile ifâ ederler" anlamı da saklıdır. Çünkü, Gavs (k.s) hazretlerinin bizlere karşı davranışlarını hayranlıkla görmekteyiz
  • Her ism-i mevsulden sonra, kendinden önceki kelimeyi açıklayan ve mânasını tamamlayan bir ilgi cümlesi mutlaka bulunur. İsm-i mevsûlün cümlede bir çok görevi vardır, ancak tek başına bir anlamı yoktur ve kendinden sonraki cümleye ek anlam verir. Bu ek anlamlar da kendilerine dönen Âid zamirlerin cümledeki yerine göre değişir. (Aşağıdaki örneklere uygun Ayet-i Kerimeler bulunup yazılacak ve açıklanacak)
  • İsm-i mevsûle dönen Âid zamiri meful mevkiinde ise, ism-i mevsûl kendisinden sonraki fiilin sonuna -ğı, -ği, -ğu, -ğü eklerinden birini verir. Âid zamirinin çoğul olması durumunda bu ekler -leri şekline dönüşür.
  • Örnek : ( قَرَأْتُ الْكِتَابَ الَّذِي اشْتَرَيْتُهُ مِنَ السُّوقِ ) "Çarşıdan satın aldığım kitabı okudum." Cümlesindeki ( هُ ) Âid zamiri meful mevkiinde olan ism-i mevsûl döner. İsm-i mevsûl ise, meful olan ( الْكِتَابَ )'ın sıfatı olduğu için meful mevkiindedir.
  • Örnek : 1/7 ( صِرَاطَ الَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّالِّينَ ) "Kendilerine nimet verdiğin kimselerin yoluna (eriştir) - gazaba uğrayan ve sapıtanların yoluna değil." Ayet-i Kerimesindeki ( تَ ) muttasıl fâil zamiri, aynı zamanda Âid zamiri dir ve meful mevkiinde olan ism-i mevsûl döner. İsm-i mevsûl ise, NASB olan ( صِرَاطَ)'ın sıfatı olduğu için meful mevkiindedir. (NOT : Buradaki ( تَ ) ; hem muttasıl fâil zamiri olarak, hem de Âid zamiri olarak Ayet-i Kerimeye saklı anlamlar yükler. Çünkü ( صِرَاطَ ) bir bedeldir.)
  • İsm-i mevsûle dönen Âid zamiri fâil veya nâib-ü fâil mevkiinde ise, o zaman cümlenin sonuna -en, -an eki verilir. Örnek : ( ? )
  • İsm-i mevsûlden sonraki şibh-i cümlenin sıla cümleciği olarak gelmesi halinde, şibh-i cümlenin sonuna -ki eki verilir. Ancak bu türdeki bir sıla cümlesi, isim cümlesi olduğu için haberi takdîren ( مَوْجُودٌ حَاصِلٌ كَائِنٌ ) dir ve gizlidir. Bu nedenle de şibh-i cümlenin sonuna olan, bulunan eki verilir. Örnek Ayet-i Kerime : ( ? )
  • Örnek : ( ? مَنِ الَّذِى فِ الْبَيْتِ ) "Evdeki kim ?" Cümlesindeki Âid zamiri, takdir edilen ( مَوْجُودٌ ) gizli haberde ( هُوَ هِيَ ) şeklinde gizlidir ve fâil mevkiindedir. Bu nedenle de "Evde bulunan kim ?" diye bir mâna verilebilir.
  • İsm-i mevsûlün bir görevi de, sıla cümlesini temel cümleye bağlamaktır. Şöylede söylenebilir: Temel cümle, mârife olan ism-i mevsûl veya harf-i mevsûl ile birlikte içinde fiil de bulunabilen bir yan cümlecik daha almış ve basit cümleden mürekkeb cümle haline gelmiştir. Bu nedenle de temel cümlenin FÂİL'i, elbirliği ile BİR fâil gibi görev yapar.
  • İsm-i mevsûl, cümlenin unsurlarından biri olabilir. Yani cümlede; fâil, meful, mübteda, haber, sıfat, nevasihtan (inne, kâne ve kardeşlerinden) birinin ismi ve haberi gibi görev yapar. O zaman cümle içindeki yerine göre mahallen merfû, mahallen mansûb, veya mahallen mecrûr olur.
  • İsm-i mevsûl'ün fâil olma durumuna örnek : Aşağıdaki 39/9'da ( يَسْتَوِي ) muzari fiilinin fâili, ( الَّذِينَ ) dir.
  • ( أَمْ مَنْ هُوَ قَانِتٌ ءَانَاءَ اللَّيْلِ سَاجِدًا وَقَائِمًا يَحْذَرُ الْآخِرَةَ وَيَرْجُو رَحْمَةَ رَبِّهِ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الَّذِينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ إِنَّمَا يَتَذَكَّرُ أُولُو الْأَلْبَابِ )
  • "Amma gece vakitleri kalkıp secdeye kapanan, kıyamda duran, dâima itaatte olan, ahiretten sakınan - ve Rabbinin rahmetini uman, o kimse gibi olur mu? - De ki: Hiç bir olur mu? - bilenlerle - bilmeyenler - bunu ancak akıl sahipleri düşünür."
  • İsm-i mevsûl'ün meful olma durumuna örnek : ( اِسْأَلْ مَنْ يَعْرِفُ ) "Bilen kimseye (kimselere) sor" Buradaki ( اِسْأَلْ ) emir fiilinin mefulü ( مَنْ ) dir
  • ( ? ) örnek Ayet-i Kerimeyi bul.
  • İsm-i mevsûl'ün mübtedâ olma durumuna örnek : ( اَلَّذِي يَقْرَأُ يَتَعَلَّمُ ) "Okuyan kimse öğrenir" Buradaki ( الَّذِينَ ) mübtedadır ve ( يَتَعَلَّمُ ) haberdir (Bilindiği gibi isim cümlesi, bir isimle başlar ve ism-i mevsûl de bir isimdir. Bu nedenle ( الَّذِينَ ) mübtedadır).
  • ( ? ) örnek Ayet-i Kerimeyi bul.
  • İsm-i mevsûl'ün haber olma durumuna örnek : 2/25'deki ( هَذَا ) mübtedâdır ve ( الَّذِي ) de haberdir.
  • ( هَذَا الَّذِي رُزِقْنَا مِنْ قَبْلُ ) "... Bu daha önce rızıklandığımız şeydir derler ..."
  • İsm-i mevsûl'ün sıfat olma durumuna örnek : 83/1-3, hangi fiillerin "mutaffif" sıfatı ile sıfatlanmış bir kişilerce işleneceğini açıklıyor. "Kişilerin fiillerine bakarak, sıfatlarını tesbit edin ve bu ölçüye göre de kendinizde bu sıfatın olup olmadığını tesbit edin" emrini saklı olarak veriyor.
  • 83/1 : ( وَيْلٌ لِلْمُطَفِّفِينَ ) "mutaffifîn(olanların) vay haline" ve 83/2 : ( الَّذِينَ إِذَا اكْتَالُوا عَلَى النَّاسِ يَسْتَوْفُونَ ) "onlar ki nâs'a ölçtüklerinde tam alırlar"
  • ve 83/3 : ( وَإِذَا كَالُوهُمْ أَوْ وَزَنُوهُمْ يُخْسِرُونَ ) "onlara ölçtüklerinde veya tarttıkları zaman eksiltirler."
  • ( وَيْلٌ ) mübtedâdır. ( لِلْمُطَفِّفِينَ ) haberdir ve ( الَّذِينَ ) haberin sıfatıdır. Sıla cümlesiyle de, bu sıfatin (ism-i fâilin) zuhur şekli açıklanıyor.
  • İsm-i mevsûl'ün nevâsih'in ismi olma durumuna örnek : ( إِنَّ مَنْ يَقْرَأُ يَتَعَلَّمُ ) "Muhakkak ki okuyan kimse öğrenir." Cümlenin harekesinden anlaşıldığı gibi ( مَنْ ) şart edatı olmayıp, bir ism-i mevsûldür. Buradaki ( مَنْ ) ism-i mevsûlü, ( إِنَّ )'nin ismidir ve mahallen mansubdur. ( يَقْرَأُ يَتَعَلَّمُ ) ise, ( إِنَّ )'nin haberi olup bir fiil cümlesidir.
  • ( ? ) örnek Ayet-i Kerimeyi bul.
  • İsm-i mevsûller; (A) Husûsi ism-i mevsûller, (B) Umûmi ism-i mevsûller ve (C) Diğer ism-i mevsûller olmak üzere üç grubta toplanır. İsm-i mevsûlün mânası mübhemse çoğu defa ( مِنْ ) harficerli bir isimle (hâl ile) açıklanır.
  • (A) Husûsi (Hâss) İsm-i mevsûllerin sığaları aşağıdaki tabloda verildi. Bunlar hem akıl (ilim sahibi olan), hem de gayr-i akıl (ilim sahibi olmayan) için kullanılır:
  • اَلْجَمْعُ اَلتَّثْنِيَةُ اَلمُفْرَدُ اَللَّذِينَ اَللَّذَانِ اَللَّذَيْنِ اَلَّذِى اَلْمُذَكَّرُ ki onlar ki o ki o اَللَّوَاتِى اَللاَّتِى اَللاَّئِى اَللَّتَانِ اَللَّتَيْنِ اَلَّتِى اَلْمُؤَنَّثُ
  • Husûsi (Hâss) İsm-i mevsûller hakkında; (1) Müfred ile cemî'si mebnî'dir (2) Tesniyesi, mu'rab'dır. (3) Tesniyenin REF hâlinin alâmeti elif ve NASB ve CER hâlinin alâmeti ye dir (Tesniye ismin i'râb alâmetleri gibidir). (4) İki müfred ve cemî müzekker sığalarda, harf-i tarif'den sonra bir adet LÂM vardır. Diğer sığalarda ise, iki adet LÂM vardır. (5) Gayr-i akıl (hayvan ve eşya, ilim sahibi olmayan)'nın cemî'si için ( اَلَّتِى ) kullanılır. (6) Müennes cemîdeki sıgalar, hem merfu hem de mansub-mecrur durumunda kullanılabilir. (7) Cümlede iki çeşit görevleri vardır. Bunlar:
  • a) Hâss ism-i mevsûlü, marife isimden sonra geldiği takdirde, o marife ismin sıfatı olur. Örnek: ( ? )
  • b) Hâss ism-i mevsûlü, fiilden sonra geldiği takdirde, o fiilin fâili (isim)olup, mahallen merfû'dur. Örnek: ( ? )
  • (B) Umûmi (Müşterek) İsm-i mevsûller ( مَنْ ki o kimse) ve ( مَا ki o şey) ve ( أَىّ ٌ ki o kimse, ki o şey, herhangi, hangi) dir. Özellikleri: (1) Müzekker, müennes, müfred, tesniye ve cemî sıgaları yoktur. (2) Hangi şahıs için kullanıldığı Âid zamirinden anlaşılır. (3) Cümlede bir çeşit görevi vardır ve sıfat olmazlar.
  • ( مَنْ ki o kimse) mebnî'dir ve hem müzekker, hem de müennes olan akıllı varlıklar (insanlar, ilim sahibi olanlar ... ) için kullanılır. Ancak şu üç durumda, gayr-ı âkil (hayvan ve eşya, ilim sahibi olmayan) için de kullanılır.
  • Durum-1: ( مَنْ ki o kimse) akıllının yerini tutan bir gayr-ı âkil için kullanıldığında:
  • Örnek : 46/5'de ( وَمَنْ أَضَلُّ مِمَّنْ يَدْعُو مِنْ دُونِ اللَّهِ مَنْ لَا يَسْتَجِيبُ لَهُ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ وَهُمْ عَنْ دُعَائِهِمْ غَافِلُونَ )
  • "O kimseden daha şaşkın kim olabilir? - Ellah'tan başkasına tapandan - kendisine kıyamet gününe kadar cevap vermeyecek olana - onlarsa bunların duâlarından habersizdir." Ayet-i kerimesindeki ( مَنْ ki o kimse) ism-i mevsûlü ( اَلْأَصْنَامُ putlar) yerinde kullanılmıştır. Putlarda akılsız varlıklardır.
  • Durum-2: ( مَنْ ki o kimse), akıllı ve gayr-ı âkilin karışık olarak bulunduğu durumlarda;
  • Örnek : 24/41'de ( أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ يُسَبِّحُ لَهُ مَنْ فِي السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَالطَّيْرُ صَافَّاتٍ كُلٌّ قَدْ عَلِمَ صَلَاتَهُ وَتَسْبِيحَهُ وَاللَّهُ عَلِيمٌ بِمَا يَفْعَلُونَ )
  • "Görmedin mi? - Gerçekten gökte ve yerde olanlar ve sürüler halinde süzülen kuşlar hep Ellah'ı tesbih eder - Hepsi de gerçekten duâyı ve tesbihi bilmiştir - Ellah bütün yaptıklarınızı bilicidir." Ayet-i Kerimesinde Ellah Teala'yı tesbih edenler içinde, hem akıllılar ve hem de gayr-ı âkil karışık olarak bulunduğu için, ( مَنْ ki o kimse) ism-i mevsûlü kullanılmış.
  • Durum-3: Akıllı ve gayr-i âkil karışık olarak kullanıldıktan sonra, akıllı ile gayr-i âkil ayrılsalar da, gayr-i âkil için ( مَنْ ki o kimse) kullanılır. Örnek : 24/45'de
  • ( وَاللَّهُ خَلَقَ كُلَّ دَابَّةٍ مِنْ مَاءٍ فَمِنْهُمْ مَنْ يَمْشِي عَلَى بَطْنِهِ وَمِنْهُمْ مَنْ يَمْشِي عَلَى رِجْلَيْنِ وَمِنْهُمْ مَنْ يَمْشِي عَلَى أَرْبَعٍ يَخْلُقُ اللَّهُ مَا يَشَاءُ إِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ )
  • "ve Ellah her canlıyı sudan yarattı - onların kimisi karnı üzerinde yürüyor - ve kimisi iki ayağı üzerinde yürüyor - ve kimisi dört üzerinde yürüyor - Ellah dilediğini yaratır - şüphesiz Ellah her şeye kadirdir." Ayeti kerimesindeki ( مَنْ ki o kimse) ism-i mevsûlü, ( دَابَّةٍ yaşayan) dan ayrılan gayr-i âkil için kullanılmış.
  • ( مَا ki o şey) mebnî'dir ve gayr-i âkil (hayvan veya eşya) için kullanılır. Örnek: 96/5 ( عَلَّمَ الْإِنْسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْ ) "İnsana bilmediği şeyleri öğretti"
  • Akıllı ile gayr-ı âkil karışık olduğunda ( مَنْ ki o kimse) yerine ( مَا ki o şey) kullanılır. Örnek : 59/24
  • ( هُوَ اللَّهُ الْخَالِقُ الْبَارِئُ الْمُصَوِّرُ لَهُ الْأَسْمَاءُ الْحُسْنَى يُسَبِّحُ لَهُ مَا فِي السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ )
  • "O Ellah ki - her şeyi yaratandır - yoktan var edendir - her şeye suret verendir - en güzel isimler O'nundur - göklerde ve yerde ne varsa hep O'nu tesbih eder - ve O güçlü ve hikmet sahibidir."
  • Müşterek ism-i mevsûlü, fiilden sonra geldiği takdirde, o fiilin mefulü (isim)olup, mahallen mansûb'dur. Örnek: ( ? ) bak 96/5 ????
  • ( أَىّ ٌ ki o kimse, ki o şey, hangi, herhangi) mu'râb'dır, diğer ikisi yerine kullanılır ve müennesi ( أَيَّةٌ ) dir. Ancak, bunun yerine ( مَنْ ) veya ( مَا ) konabiliyorsa, ism-i mevsuldur. Aksi halde, sonraki isme muzaf olur. Örnek: ( ? )
  • ( أَىّ ٌ ki o kimse, ki o şey) muayyen bir isim veya zamire muzaf olarak kullanılır. İsimlere muzaf olduğunda, anlamını muzaf olduğu isimden alır. Muzafın ileyhi cümlede yoksa hazfedilmiş kabul edilir. Muzafun ileyhi, cemî isim veya zamir olur. Sılası, muzafun ileyhten sonra gelen kısımdır. Muzafın ileyhi ile beraber mübtedası da hazfedilebilir. Zamire muzaf olup, sıla'sının zamiri olan mübtedası da hazfedilirse, zamme üzere mebnî olur. Zamire muzaf olup, sılasının mübtedası hazfedilmişse, haberi de zarf veya harficerle mecrur olursa, mu'rab olur. Mu'rab olan ( أَىّ ٌ ki o kimse, ki o şey) ile mebnî olan ( مَنْ ki o kimse) ve ( مَا ki o şey) birleştirilerek iki ism-i mevsûl daha yapılır. Bunlar ( أَيُّمَا her ne ki, her şey ki) ve ( أَيُّمَنْ her kim ki, her insan ki) dir.
  • (C) Diğer İsm-i mevsûller Harf-i tarif olan ( اَلْ ), İşâret ismi olmayan ( ذَا ) ve Sahiblik anlamı olmayan ( ذوُ ) dur.
  • Harf-i Tarif ( اَلْ ) şâyet : (1) Sıfat olan müştâk isimlerin (ism-i fâil, ism-i meful, sıfat-ı müşebbehe, ism-i tafdîl, .... in ) önünde bulunduğu zaman, harf-i tarif olmaktan çıkar ve ( اَلْ ) ism-i mevsûl olur. Müştak isim de şibh-i fiil olur.
  • (2) İsm-i mevsûl olarak görev yapan ( اَلْ ) dan sonra gelen isim, şemsî harf ile başlıyorsa, şeddesiz okunur. Örnek : 3/78
  • ( وَإِنَّ مِنْهُمْ لَفَرِيقًا يَلْوُونَ أَلْسِنَتَهُمْ بِالْكِتَابِ ) "Ehli kitaptan bir fırka vardır ki, kitapta olanı dilleri ile eğer bükerler." Ayeti kerimesindeki ( أَلْسِنَتَهُمْ ) kelimesinin ilk harfi şemsî bir kelime olmasına rağmen, şeddesiz yazılıdır ve öğle de kıraat edilir. Bu nedenle de cümleye "bildiğiniz o kimse konuşurken, ..... dikkat edin, ... aldanmayın" gibi anlamlar yükler
  • (3) İsm-i mevsûl olarak görev yapan ( اَلْ ) ile gelen kelimenin anlamında "Okuyuşun mânasına mevsûf olanı (Mânevi vucüdlanma ile bilinir hâle geleni veya Mânevi bir cübbe gibi giyileni) seyredip, ibret alın veya örnek alın." bilgisi saklıdır.
  • Şöyle de söylenebilir : birinci marife mef'ul olan ( أَلْسِنَتَهُمْ ), ikinci harfi cerli mef'ul olan ( بِالْكِتَابِ ) önce geldiği için, ikinci mef'ul sebebiyle mânevi vucudlanma peydah olur. (NOT : "şâyet harfi cerli meful önce gelirse, sonra gelen marife mef'ulde fâile ait gizli bir özelliği dinleyene açıklıyorum, dikkat edin." bilgisi saklıdır.
  • İşâret ismi olmayan ( ذَا ) : Soru ismi ( مَنْ kim ?) ve ( مَا ne ?)'den sonra ( ذَا ) geldiği zaman, ism-i mevsûl olur, işâret ismi olmaz.
  • Örnekler: ( ? مَاذَا فَعَلْتُ Yaptığın nedir ? (Ne yaptın ?) ve ( ? مَنْ ذَا ذَهَبَ Giden kimdir ? (Kim gitti ?) gibi.
  • Bu cümlelerdeki ( ذَا ) lar, ism-i mevsûldür ve mübtedâdır. ( فَعَلْتُ ) ve ( ذَهَبَ ) ise, sıla cümlesidir. ( مَا ne ?) ve ( مَنْ kim ?) de mukaddem haberdir.
  • Sahiblik anlamı olmayan ( ذوُ ) yu, ism-i mevsûl olarak sadece Tay kabilesi kullanmıştır. REF, NASB ve CER hâllerine örnekler:
  • Mahallen merfu olarak: ( ذَهَبَ ذوُ جَاءَ Gelen gitti). Mahallen mansub olarak: ( رَأَيْتُ ذوُ ذَهَبَ Giden kimseyi gördüm). Mahallen mecrur olarak: ( سَلَّمْتُ عَلَى ذوُ جَاءَ Gelen kimseye selam verdim)
  • HARF-İ MEVSÛLler: Bunlar harftir. ( أَنْ أَنَّ لَوْ مَا مِمَّا كَىْ أ - هَمْزَةُ التَّسْوِيَةِ ) Harf-i mevsûllerden sonra gelen cümleye de Sıla Cümlesi denir. İsm-i mevsûlün sıla cümlesinde âid zamiri bulunmasına rağmen, Harf-i mevsûlün sıla cümlesinde âid zamiri bulunmaz. Bu nedenle de Harf-i mevsulün sakladığı bilgiler tesbit edilmelidir. Bir diğer önemli husus da, Harf-i mevsuller aynı zamanda masdar edatı olarak da görev yaparlar. Yani sıla cümlesinin mânasını masdarlaştırır ve ilave saklı anlamlar kazandırırlar ama İsm-i mevsûllerde bu özellik yoktur


Alıntı...
__________________
O (cc)’NA SIĞINMAK AYRICALIKTIR
Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Kişi okuyor. (0 Üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Konuyu değerlendir
Konuyu değerlendir:

Benzer Konular
Konu Başlıkları Konuyu Başlatan

Medineweb Ana Kategoriler

Cevaplar Son Mesajlar
Arapça 1 Yeni Müfredat Arapça'ya Giriş/Medineweb nurşen35 Arapça 1 2 04 Ocak 2018 18:40
Aöf Batı Avrupa Arapça 3 ve Arapça 4 Çıkmış soru Videoları nurşen35 2.Sınıf 12 30Haziran 2017 15:28
Arapça&Türkçe / Tükçe&Arapça Elektronik Sözlük enderhafızım Genel Arapça 0 21 Mart 2013 11:43
Güz dönemi Arapça I ve Arapça III Mezid fiiller Video Mikdad Arapça 3 0 03 Şubat 2013 22:37
nasıl olsa arapça bilmiyoruz kuranı arapça okumak gerekmez diyen KuM TaNeSi Soru Cevap Arşivi 0 09 Nisan 2009 12:24

Bir Ayet Bir Hadis Bir Söz | www.kaabalive.net Bir Ayet Bir Hadis Bir Söz | www.medineweb.net Yeni Sayfa 1
.::.Bir Ayet-Kerime .::. .::.Bir Hadis-i Şerif .::. .::.Bir Vecize .::.
     

 

 Medineweb Sosyal Medya Gruplarımız:  Medineweb  Medineweb  Medineweb  Medineweb Medineweb     

  www.alemdarhost.com sunucularını Kullanıyoruz.